9 Nisan 2010 Cuma

Emek Sineması ve Emektarları

Bu projeyi yapmayı aklıma koyduğumda aslında niyetim tüm sinema emektarlarını çekebilmekti. Demirören Alışveriş Merkezi inşaatı temeli atılmıştı, sinemanın izleyici sayısı düşmüştü ve sinemanın yakında kapanacağı korkusu başlamıştı. Gelişmeler çok hızlı oldu, projeyi istediğim şekilde bitiremeden sinema kepenklerini kapattı. Bu yüzden sinemanın diğer çekemediğim emektarları var. Yine de vefa ve minnet borcu olarak projeyi yayınlamak istedim. Yazıda geçmiş zaman kipini kullanmak gelmedi hiç içimden...
Alışveriş merkezlerinde açılan, salonları ve perdeleri küçük ama izleyici talebi büyük sinema komplekslerinden sonra Emek Sineması'nın izleyici sayısı düşmeye başladı. Film dağıtım şirketlerinin gişe hasılatı yapacak filmlerin oynayacağı sinema salonları ile ilgili tercihleri ise sayının daha da düşmesine sebep oldu. Bugün Beyoğlu'ndaki tüm sinemalar aynı tehlike ile karşı karşıyalar.

Yeşilçam Sokakta'ki bu sinema; barok ve Rokoko bezeli duvarları, 875 kişilik salonu, tarihi ve geçmişi ile diğer sinemalardan farklıdır. Sinema 1924 yılında ''Melek'' adıyla başlamış.Perdenin her iki yanında yer alan, Art Nouveau tarzı melek figürlerinden ismini alan sinemanın ilk sahipleri, o dönem İpek ve Sümer sinemalarının da sahipleri olan, A. Saltiel ile H. Artidi'ymiş. Daha sonra Emekli Sandığı'na geçen sinemayı 1958 yılına kadar İpekçi kardeşler işletmiş. Bu tarihte Emekli sandığı, sinemanın işletmesini alıp adını ''Emek'' olarak değiştirmiştir. 1969 yılında Turgut Demirağ'a geçen sinemanın işletmesini 1975 yılından beri 2006 yılında vefat eden İsmet Kurtuluş ve Süheyla Kurtuluş yaptı.

Sinema Müdürü Hikmet Dikmen 1956 senesinde askerden gelip Emek Sineması'nda yer gösterici olarak çalışmaya başlamış.(emek sinemasında çalışanlar yer göstericilerine kendi aralarında program şefi diyorlar)Hikmet Abi gece geç saatlere kadar sinemanın kapısında güler yüzüyle gelenleri karşılar, çıkan problemleri bir çırpıda çözmek isterdi. Hayatı sinemadır ve hatta Ahmet Tulgar'ın yayınlanan bir yazısında ''Emek Sineması sizin için ne ifade ediyor'' sorusuna ''Mukaddes bir yuva, muhabbetim benim. Üç evlilik yaptım ama Emek'ten vazgeçmedim, hiç ihanet etmedim'' diye yanıt verir. Karısı Naciye Hanım ise 10 yıldan uzun bir süre büfede çalışmış. İlk başlarda amacı sadece eşine yardım etmekmiş ama sinemaya o kadar alışmış ki bir daha kopamamış.


Sinemanın vazgeçilmezi patlamış mısırı Emek Sineması'nın eski işletmecisi Turgut Demirağ getirmiş Türkiye'ye. Onun öncesinde patates cipsi satılırmış. ''Festival seyircisi duyarlıdır patlamış mısırın paketinin açılma sesine, o yüzden pek almaz'' diyor Hikmet Abi.
Makinist Ömer Abdullah Bunlu Emek Sineması’nda 1979 yılından beri çalışıyor. Yıldız Film Stüdyoları kapandıktan sonra Emek sinemasının yaşlı makinisti Nihat Bey'in daveti üzerine buraya gelen Bunlu'ya bu tutkusu babasından geçmiş. "Babam çok severdi sinemayı. Bizi de götürürdü. Ben aslında bir sinema stüdyosunda çalışmak isterdim. Ancak stüdyolar bir bir kapanınca burada çalışmaya başladım." Atıf Yılmaz'a ve 'Amadeus'un yönetmeni Milos Forman'a hayran olan Bunlu, bir de 'Guguk Kuşu'nu unutamıyor. "Benim evde kendi arşivim var. Film fragmanlarım. Sonra Yıldız'ın patronu bana bir filmin kopyasını vermişti, onu da saklıyorum. 35 mm sinema makinesi var. 60 yılından beri film parçaları topluyorum. Fragmanlar belki 500 tane olmuştur, ayrıca film parçaları, üç kopya da film var." Kendi deyimiyle 'gözünü açmış bu işi görmüş' Bunlu, bu yüzden 'Bu işi yapmasaydınız, ne yapardınız?' sorusuna verecek yanıtı yok. Kaynak: Sema Uludağ/Radikal 1999


''Gone with the Wind'' filminin 70 mm'lik kopyasını gösterdikten sonra filmin Emek Sineması'nda 6 ay vizyonda kaldığını söylüyor Bunlu.

Film başlamış, makine odasından filmi izliyor diğer makinist Özcan Uzdu.


Emek sinemasının perde genişliği 10 x 10 metre. Beyazperde ihtişamlı iki perdenin açılmasından sonra belirir, öyle ki heyecanı arttıran bir hava oluşur. İlk adını aldığı melek figürlerinin yeri bugün boştur. Filmler salonun her yanından rahatlıkla izlenebilir. Sinema film gösterimleri dışında defalarca ödül törenlerine tanık olmuş, ünlü sinema oyucusu ve yönetmenini ağırlamıştır. Gişedeki Seval kadronun en gençlerinden, tüm çalışanların kızı gibi. Tutkun Sineması'na, sinemanın en son ve zor zamanlarında bile zehir gibi aklı ile ne yapılabiliri düşündü durdu. En eski gişe memurlarından Güner Hergül ise 25 yılı aşkın gişe memurluğu yapmış.Emek Sineması’nın fuayesi geniştir, hem alt hem üst salonunda büfesi vardır. Çayı demlemedir, frigo ve alaska satışı hala vardır ama koko çabuk bayatladığı için satılmaz.



Emek Sineması yıllarca Uluslararası Film Festivali'ne ve Filmekimi'ne gelen binlerce festival seyircisine ev sahipliği yaptı. Program şefi Murat Aldemir 20 yılını vermiş Emek Sineması'na, ''Tutkun olmayan yapamaz bu işi '' diyor.Çalışanları kadar meşhur ekose üniformalarını Emekli Sandığı 1963 yılında yaptırmış. Çalışanların ''Kızım''ı kapıda seyircileri karşılardı, ölene kadar o da sinemanın ayrılmaz bir parçası olmuştu.
1924 yılından beri hizmet veren ancak Beyoğlu'nun hızlı değişimi, sinema salonlarının içinde bulunduğu zor durum nedeniyle farklı bir yapılaşma içine giren Emek Sineması ve 30 yıldır sinemaya hizmet veren emektarları. Güleryüzlü, sıcakkanlı, işini severek yapan bu insanların hiçbiri artık bugün Emek Sineması'nda çalışmıyor. Ama Emek Sineması ile nostaljik bağları olan herkesin söylediği tek bir şey var: ''Akıllardaki Emek Sineması hep onlarla birlikte anılacak'' Ve umarım gösterilen çabalar sayesinde akıllardaki Emek Sineması kapanmayacak, sevdiğimiz emektarları ile birlikte yeniden kapılarını seyircisine açacak.

fotoğraflar© Ilgın Erarslan Yanmaz
daha fazla fotoğraf ve bilgi için http://www.ilgine.com/personal/category/view?id=43

4 Nisan 2010 Pazar

40 Renk Fotoğraf Projesi / Hindistan ''Yollarda''

''Yollarda''

daha fazla fotoğraf için http://www.ilginerarslanyanmaz.dphoto.com/#/album/994cdj/photo/2559451/



Yazının sonunda Hinduism Today editörü Acharya Palaniswami’nin, Hindistan trafiğini mizahi bir şekilde anlattığı makalesinde yer verdiği, yolların on kuralını maddeleyen tartışmalı ama eğlenceli bir metnini bulacaksınız. Vaktiniz olursa okumanızı öneririm. Tur liderimiz Teoman Cimit yolculuğumuzda bu maddelerden paragraflar okumuştu. Ben de dönüşte sıkıca araştırıp metnin orjinalini buldum. İngilizceden çevirisini yapan kardeşim Ayşe Erarslan’a çok teşekkür ediyorum.
Hindistan’daki 1 milyar üç yüz milyona ulaşmış nüfus 1998 verilerine göre 62,915 km’lik tren yolunda ve 3.319, 644 km’lik karayolunda durmadan yolculuk yapar. Çoğunlukla kendi ile birlikte işini, aşını, ailesini, ürününü de beraberinde götürür. Tekstil, tarım ürünleri, kimyasallar, madenler, hayvanlar da oradan oraya taşınır. Hal böyle olunca Hindistan’da ulaşımdan çok bence taşımacılıktan bahsetmek gerekir.
Hindistan’da trafik eski bir İngiliz sömürgesi olduğu için soldan akar. Bu ülkeye ilk gittiğimde taşımacılık ve ulaşım amaçlı bu kadar çok çeşit ve basitçe dizayn edilmiş aracı aynı anda trafikte görünce çok şaşırmıştım. Hele de bunca aracın aynı anda kornaya basarak, bildiğimiz tüm trafik kurallarını çiğneyerek ve neredeyse hiç çarpışmayarak vızır vızır yol almalarına inanamamıştım. Hindistan trafiği insanı allak bullak eder. Şoför sadece önüne bakar. Arkadakinin onu kornayla ikaz etmesini bekler yani dikiz aynası gereksizdir. Hatta otobüslerin ve kamyonların arkalarında büyük harflerle yazılmış “Horn Please”, “Blow Horn”, “Use dipper at night” gibi ifadeler vardır. Trafiğe kargaşa ve gürültü hakimdir. Karmaşık hatta kaotik olan bu yapıda sistem kendi kendini düzenlemiş. Ve sanırsam bu düzen hoşgörülü, güleç yüzlü, sakin, Hindu sabrına ve kültürüne sahip şoförler ve yayalar sayesinde oluşmuş. Araçlar ve insanlar birbirlerine çarpsalar bile hiçbir şey olmamış gibi yollarına devam ediyorlar.
Araçlar yüklerinden fazlasını taşır; kamyonu, rikşası, otobüsü, motoru, treni fark etmez hepsinden yükler, insanlar, hayvanlar sarkar. Toplu taşıma araçları gündelik ihtiyacı karşılamaktan uzaktır, demodedir. Klimalı ve modern olanları ise zaten fakir olan halk için çoğunlukla lükstür.
Taşıtların hepsi gelinler gibi allanıp pullanıp, süslenmiştir. Rengarenk yazılarla; Şiva’nın, Vişnu’nun, Ganesha’nın motifleri ile bezenmiştir.
Bisiklet Rikşa (Bicycle Rikshaw) halk arasında “Saykıl’’ da 2 kişi rahatlıkla oturabilir. Yokuş yukarı yol gidildiğinde ya da yük çok ağır geldiğinde rikşacı pedal gücünden değil itme gücünden faydalanır. Rikşa sürücüsünün yolu biliyorum lafına turist olarak hiç güvenmeyin ama Hindistan’da kaybolmak neredeyse imkansız merak etmeyin.İnsanın önde koştuğu rikşalar ise Hindistan’da yasaklanmıştır.
Motorlu Rikşa (Auto-Rickshaw) halk arasında : “Oto“ basit motorsiklet motoru ile çalışan minik birer taksi gibidir. Küçük boyutları ile her yere girip çıkarlar, her türlü eşyayı taşırlar. Turistseniz çoğunda hint müzikleri eşliğinde ve dikiz aynasından sizi gözleyen 2 çift kara gözle son sürat yol alırsınız.
Motorlu Büyük Rikşa halk arasında Vikram diye adlandırılır 8 kişilik oturacak yeri bulunmasına karşın iyi bir yerleştirme ile 12 – 15 kadar bile yolcu alabilir. Genellikle şehirlerin uzak semtlerine ve bazen de komşu kasabalara kadar sefer yaparlar.
Taksilerin İngiliz zamanından kalma Ambassador marka olanlarından Tata - İndica olanına kadar çeşitli modelleri vardır. Bazı şehirlerde renk zorunluluğu olmakla birlikte çoğu şehirde özel araçlar taksicilik yapabilir.
Şehir içinde çalışan belediye otobüslerine her ne kadar binmek istesem de kalabalıktan inemeyeceğimi düşündüğümden cesaret edemedim.
Şehirlerarası otobüslerin“Ordinary Class” diye bir tipi vardır. Bunlar TATA marka kamyondan bozma eski otobüslerdir. Ben ilk Hindistan’a gidişimde bunlardan birine binmiştim; yıllardır bakım görmemiş gibi duran yollarda hoplaya zıplaya içimiz dışımıza çıkmıştı. Yataklı olan otobüslere içe hiç rastlamadım, umarım bir dahaki sefere.Yollarda ilk üç sırayı Suzuki, Hyundai ve Tata paylaşıyor. 1945 yılında kurulan Tata Motors Hindistan’ın en büyük şirketidir. Dünyanın dördüncü büyük kamyon ve ikinci büyük otobüs üreticisidir. 1954 yılından bu yana Hindistan yollarında  4 milyon adet Tata aracı bulunmaktadır.
Hindistan’daki demiryolu ağı Asya’nın en büyük, dünyanın ikinci en büyük ağıdır üç sınıfa ayrılır. A) Unreserved (rezervasyonsuz) sınıf: Rezervasyon yapılmayan halk sınıfı diyeceğimiz trenlerde ise ayakta duracak yer olmadığı gibi trene binmek ve inmek ise gerçekten imkansız gibidir. B) Sleeper (yataklı) sınıf: Kompartman sistemi yoktur, tüm koridorda ranzalı yatak sistemi vardır. C) Kendi içinde yine sınıflara ayrılan birinci mevkii: Klimalı ve çarşaflı yataklı kompartmanları bulunur. Tüm bunların dışında trenine göre de bir ayrım yapılmaktadır. Biz Shatabdi trenlerinin ‘’executive chair car’’ olanında yolculuk yaptık. Yol boyunca sıcak yemek, kuruyemiş, çay, dondurma, çerez servisi yapıldı ve klima gerçekten çalışıyordu, tabi ki yaklaşık 1020 rupi karşılığında. Jan Shatabdi ve Rajdhani Express diğerleridir. Ayrıca banliyö trenleri özellikle büyük şehirlerde ulaşımı sağlar.

Hindistan’da taşımacılık en ucuz maliyet hesabına dayanılarak insanlarla, develerle, öküzlerle, fillerle ve diğer binek hayvanları ile de yapılır. Büyük şehirlerde olsun, kırsal kesimde olsun ulaşımda bisiklet ve motorsiklet çok yaygındır.

İnekler ise belki de yolların keyfini süren tek canlıdır. Kutsal oldukları inancı ile etleri yenmediği gibi dokunulmazlıkları da vardır. İsterse yolun ortasında yatsın, isterse trafiğin tersine yol alsın; siz yolunuzu değiştirirsiniz ama onun rahatını bozmazsınız.



Kaynaklar:

http://www.hindistangezi.com/
‘’Hindistan’’ Bülent Demirdurak
‘’Namaste Hindistan’’ Özcan Yurdalan
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=163392
http://www.ondokuzforum.net/showthread.php?t=40911



Hint yollarında seyahat ses, gösteri ve deneyimden oluşan neredeyse sanrısal bir iksirdir. Sıklıkla hem yürekler acısı, hem neşelendiren, bazen gülünç ama her zaman unutulmaz ve son derece tehlikelidir. Kullanıcıların çoğu, Bharat Otoyol Kodunun Rickshawsutra’ya dayalı bir sürümüne uyarlar. Bu kod yolun kurallarını on maddede özetleyen tartışmalı Sanskritçe bir metindir.

Madde I:
Ölümsüzlük varsayımı tüm seyahat edenlerde olmalıdır. Eğer ölüm korkutuyorsa evde kal. Hindistan dünyanın ilk toplu taşıma sistemine sahip olduğundan bu sistem “kitle yolları yönetir” olarak tanımlanır. Eğer daha büyüksen, başka hangi koşullar geçerli olursa olsun hakkı sana aittir.Ancak kaza halinde bu kural tersine döner ve kazaya karışan büyük aracın sürücüsü muhtemel suçludur ve yoldan geçenler tarafından yasa gerekli cezayı vermez korkusuyla çabukça dövülebilir.

Madde II:
Hint trafiği, Hint toplumu gibi, sıkı kast sistemi ile şekillendirilmiştir. Bu önceliğe her zaman itibar edilmelidir. Sırayla yol verilecekler:

İnekler, filler, ağır kamyonlar, otobüsler, resmi arabalar, develer, kamyonlar, bufalolar, cipler, öküz arabaları, özel otomobiller, motosikletler, scooterlar, binek arabaları, domuzlar, pedallı binek arabaları, keçiler, yük taşıyan bisikletler, el arabaları, yolcu taşıyan bisikletler, köpekler ve yayalar. 1992’de eklenen madde: Önde olan araba her harekette özgürdür. Arkadakiler ona boyun eğmek zorundadırlar.

Madde III:
Tüm tekerlekli araçlar şu kurala uygun sürülmelidir: Yavaş olmak tereddüt etmektir, frenlemek başarısız olmaktır, durmak bir yenilgidir.Bu sürücülerinin mantrasıdır. Bu kuralın gözetilmesinde her lisanslı sürücüden üc şey beklenir: iyi bir korna, iyi frenler ve iyi şans.

Madde IV:
Otomobillerde korna kullanımı (ayrıca sesli çamurluk ya da işitsel muska olarak bilinir) zorunludur. Kornayı bir dakikadan daha uzun bir süre dikkate almayan sürücüler hukuki olarak en geniş ölçüde cezalandırılır.

1. Kısa acil korna yalvarma belirtisidir, mesela köpekleri, binek arabalarını ve yayaları yoldan uzaklaştırmak gibi. Seni rahatlıkla görebilseler bile, en azından biraz bağırmazsan senin varlığını fark etmeyeceklerdir.
2. Uzun umutsuz korna üstünlük gösterir. Örneğin, doğru yaklaşan kamyona: "Ben duramayacak kadar hızlı gidiyorum, yavaşlamazsan ikimiz de öleceğiz.”
3. Tek korna şu anlama gelir: "Ben 870 milyon Hintli arasında tanıdığım birini gördüm”, ya da “Yolda bir kuş var ki bu hızda arabanın ön camından girebilir” ya da “Son iki dakikadır kornamı çalmadım”.
4. Aralıksız korna iki anlama gelebilir: A) Dikkatli, profesyonel bir soför yaklaşıyor. B) Sürücü yolu temizlemek için iki dakikadır kafası kornada uyukluyor.
Kamyonlar ve otobüslerde bütün kornalar aynı anlama gelir: “12,5 tonluk çok büyük uzun römorklu bir kamyonun kontrolü bende, yorgunum, gideceğim yere geç kaldım, ölümden korkmuyorum, durmaya niyetim yok. Akıllı ol”.

Madde V:
Kaza görürsen asla durma. Sadece birinci maddede belirtildigi gibi mağdurları yumruklamak için durabilirsin. Parçalanmış metal yığınının yanından geçerken “Bu karma” diye düşünerek üzüntünü göster ya da büyük bir çarpışmaysa “Bu truckma” diyerek. Bütün manevralardan, korna kullanımından ve engelleyici eylemlerden otomotiv kaynaklı adrenalin akışının bozulmaması için en son ana kadar kaçınılmalıdır.

Madde VI:
Emniyet kemeri olmaması durumunda (emniyet kemeri tanrı gibi Hindistan’da her yerde mevcuttur) arabadakiler kadife çiçeği tacı giymelidirler. Bu her an takılı tutulmalıdır. Varis noktasına gelindiğinde, ağlamaklı bir dua kaçınılmazdır. Kişinin en sevdiği tapınağa yapacağı bağış seçime kalmıştır.

Madde VII:
1. Yol hakları: Soldan trafiğe girişin önceliği vardır. Aynı zamanda sağdan ve ortadan da.
2. Dar yollardaki disiplin kuralları:Araçlar yolun yarısına kadar girebilirler. Beyaz çizgiler –eğer varlarsa- aracın yolun ortasından gitmesi için kullanılır. Eğer benzer şekilde giden araçlar yaklaşırsa, seni korkak bir yol savaşçısı yapmamaları ve merhametsizce en yakın çeltik arazisine götürmemeleri için pozisyonu son ana kadar değiştirme.

Madde VIII:
Hız: Araçların hızının kontrolü her köyün ve komünitinin sorumluluğundadır. İşaretler işe yaramadığından ve trafik mümkün olan en fazla hızda hareket ettiğinden, kontrol iyi planlanmış bir yol kayıtsızlığı tarafından yapılır. Saatte 80 kilometrelik bir yolun özenli bir şekilde her 25 yılda bir bakımı sağlanır ve saatte 40 kilometrelik bir anayol için bakıma hiç gerek duyulmaz.
Tek yönlü yuvarlak kavşak: Hindistan tek yönlü yuvarlak kavşakları tanımaz. Kavşakların ortasındaki göstermelik trafik adalarının trafik idaresiyle ilgili bir fonksiyonu yoktur.

Madde IX:
Sollama mecburidir. Her hareket halindeki araba diğer hareket halindeki arabayı sollamakla yükümlüdür. Daha önce sollama olup olmamasından veya acelenin olup olmamasından bağımsız olarak. Sollama uygun koşullarda yapılmalıdır, yaklaşmakta olan trafikte, kör virajlarda, kavşaklarda ve köy/şehir merkezlerinin ortasında. Kendi arabanla solladığın araba arasında iki inçten fazla mesafeye izin verilmemektedir, bisiklet ve yaya arasında ise iki milimetre. Eğer iki kamyon bir yolcu arabasını sollamaya kalkışırlarsa, diğer arabaların dar bir köprüde ve yol kenarında alacak bir kaza için beklemeleri ve sollama işlemlerine başlamaları tavsiye edilir.
Neticede kural şudur: Eğer bir araba diğerinin önündeyse, diğer arabaların onu sollamasını–ambulansların bile- şeritler arasında hünerli bir şekilde direksiyonu kırarak engellemelidir. Bu şekilde kimsenin bir Hintliyi geçemeyeceğini söyleyen eski gelenek korunmuş olur.

Madde X:
Sekizden fazla kişi tek koltuklu bir scootera binmemelidir. Ve bir trenin ya da otobüsün dışında oturan ya da sallanan yolcular hiçbir şekilde aracın içindeki koltuk sayısının iki katini aşmamalıdırlar. Dört veya daha fazla şeritli yollar, eğer yapılırlarsa, her on milde bir tek şeritli bir köprüden ya da ufak bir köyden geçmek zorundadırlar. Trafik görevlileri kolej seviyesinde en az 10 saatlik Kaos Teorisi ve hayvancılık bilgisine sahip olmalıdırlar. Gujarat eyaleti her türlü mizahi laf atmadan ve imadan muaftırlar, çünkü Hindistan’daki en iyi yollara sahiptir.

Hindistan’ın trafiği ülkenin ruhunu ortaya çıkarır. Hindistan cesaretlidir ve her türlü zorluğu asar. Yoğundur, anlaşılamayacak düzeyde karışıktır ve biraz da vahşidir. Çeviktir, toplu halde yaşar ve içine kapanık değildir. Özgürlüğü kanunlardan daha çok sever. Değerli kontrolün ara yollarında güveni tercih ederken o güvenin ruhsal oluşumdaki yüksek yolunu tehlikeye atar.




fotoğraflar© Ilgın Erarslan Yanmaz